"Padişahım Çok Yaşa"
Gelişmiş birey genelde kendi ölçülerini bilen herhangi bir olay karşısında kendi çıkarları ile kamunun çıkarlarını bütünleştiren ve ona göre tavır alan kişilik olarak algılanır. Ancak, küçük çıkarları için her türlü yolu mubah gören, duruma göre tavır alan, kendi görüşlerini ifade etmekten uzak, duruşu olmayan ben merkezli davranış sergileyen kişiler ise genelde sağlıklı bir kişilik gelişiminin oluşmadığı şeklinde ifade edilmektedir. Kişilikli duruş bu anlamda kendi görüş ve düşüncelerini açıklayabilen, bunun için her tür mücadeleyi göze alabilen, kendi kişiliğini yaratabilen dinamik bir bireydir.
Totaliter düşünceler altında yetişen kişiler, ideolojilerin zorba etkisinden dolayı ciddi sorunlar yaşamakta ve kendi gerçek kişiliklerini rahatlıkla ortaya koyamamaktadırlar. Genelde bu tür sistemler halk kitlelerinin eğitim düzeylerinin düşük olduğu ülkelerde karşımıza çıkmaktadır. Bireylerin bilinci yeterince şekillenmediği ya da şekillendirmesine olanak tanınmadığı sistemlerde birey güçlü olanın karşısında hemen çözülmekte, kendi kişiliğini kaybetmekte, bambaşka bir kişilik geliştirmektedir. Bulunduğumuz coğrafyanın biraz da doğası gereği sözüm ona medenileşen batı toplumları ile karşılaştırdığımızda güçlünün karşısında eğilen fakat zayıfı da ezen bir yapının gelişimi dikkat çekmektedir. Tabii olarak güce dayalı yapılanmalarda gücü eline geçiren kendisinden başka güç tanımamakta, gücü kaybedince de tamamen ortamdan kaybolmaktadır. Saddam Hüseyin buna tipik bir örnektir.
Son birkaç gündür Irakta devam eden savaşta gelişen süreç tipik bir psikolojik savaş sürecidir. İşgalci güçlerinde başında beri yapmaya çalıştıkları da psikolojik bir savaş vermektir. Genelde bu tür savaşlar kişilikleri zayıf olan bireylere ise daha iyi işlemektedir. Savaş süresince yapılan güce dayalı propaganda, medyanın abartısı ve sonunda yönetimin devrilmesi sonucu ortaya çıkan yağmalama süreci işgalcilerin istedikleri sürece girmiştir. Daha bir saat öncesine kadar Òcanımız kanımız sana feda SaddamÓdiyen kişi bir saat sonra dilini ve kültürünü bilmediği Amerikan bayrağını sallayarak sevgi gösterileri sergilemektedir. Büyük çoğunluğu dışarıda eğitilip yetiştirilen ajanlardan oluşuyor olsalar da bu görüntüleri sergileyenler bütün insanlığın onurunu incitmiştir. Benzer şekilde birinci körfez savaşında da Amerikalı askerlerin karşısında ezilen ve yalvaran Iraklı askerlerin görüntüsü yine onur kırıcıydı. Yarın Saddam yine gelse aynı kişiler büyük ihtimalle tekrar Saddama sevgi gösterilerine yöneleceklerdir.
Bu tür davranışlar daha çok ulus bilincinin gelişmediği toplumlarda görülmektedir. Yüzlerce yıldır güç ve korku kültürü ile yetiştirilen toplumlar bu tür davranışlara sıkça rastlanmaktadır. Şimdi, Mustafa Kemalin neden yurttaşlık bilinci üzerinde önemle durduğunu daha iyi anlıyorum. Mustafa Kemal yurttaşlık bilincinin önemini topluma benimsetmek için orta öğretimde okutulmak üzere kendisi yurttaşlık bilgisi kitabını yazmıştı. Ne yazık ki bu kitap bugün ders kitabı olarak okutulmamaktadır. Milli Eğitim Bakanlığına önerim bu dersin yeniden zorunlu ders olarak okutulmasıdır. Yurttaşlık bilinci her türlü ahlaki bilincin pekişmesine katkıda bulunmaktadır. Iraklıların ahlaki bilgisine şüphe yok, ancak ulus bilinci ve yurttaşlık bilincinin gelişmemesi kişiyi, işgalci kendi malına ve canına kast eden bir kişinin elini öpmeye yöneltmektedir.
İşgalci güçler yağmacılığa müsaade ederek bir zamanlar kahraman, kendi toprağını savunan kişilikli insan imajını silip, bunun yerine çapulcu yağmacı ve zayıf kişilikli ve kurtuluş savaşı veremeyecek kişilik imajını dünya kamuoyuna duyurmaya çalışmaktadırlar. Bu tür süreçlerin sonucunda verilen mesaj: biz bu savaşı başlatmakla ne kadar haklıymışız, halkı bu şekilde saf sefil bırakan ise haksızdır şeklindedir. Böylece değişik ülke, millet ve bireylere haksız ama güçlüden yana olmanız gerektiği ve savaşın meşruluğu, haklılığı ve adaletli olduğu benimsetilmeye çalışılmaktadır. Böylece savaşın sorgulanmaması, sivilleri, çoluk-çocuğu, gazetecileri hedef alan saldırıların kınanmaması ama halkın açlık ve sefaletinin işlenmesinin gerektiği, bu katliama saygı duyulması gerektiği halka telkin edilmeye çalışılmaktadır. ‚ocukların öldürüldüğü bu vahşete özgürlük adına savaş hareketi demek gerçekte özgürlük bilincini derinden yaralamaktadır. Bu propagandaya karşı durmak ancak bir kişilik duruşudur. Bir şişe su için, askerlerden bir sigara almak, bir gofret almak için birbirini ezen halkın onuru onlar fark etmese de zedelenmektedir. Hele bir de hiç bir ahlaki değer gözetmeden çoluk çocuk öldüren her tarafı tonlarca ağırlığındaki bomba ile tahrip eden bir işgalci askerin elini öpmek ise herhalde kişiliksizliğin ta kendisidir. Normalde sağlıklı kişilik medeni olarak kendisini karşısındaki kişi ile eş görür ve karşısındakinin elini sıkar. Aşağılık kompleksine kapılan kendini yetersiz gören kişi kendisi her zaman bir hiç gibi görür. Kral ise her şeye layıktır. Bu davranış biçimi yıllarca Saddam Hüseyin gibi kişileri Irak'ın başında tutmayı becerdi. Zaman zaman bazı politikacıların elini seçmenlere uzatması aslında bir kişilik yetersizliğinin göstergesidir. Sağlıklı kişi hiç kimse karşısında aşağılık kompleksine kapılmaz, kendini hiç bir kimseden büyük görmez, kimseyi ayağına çağırtarak emirler yağdırtmaz tam tersine mütavazi, karşısındaki her kim olursa olsun onu bir insan olarak değerli ve kendisinin bir başka çeşidi olduğu mesajını verir.
Aklı başında her birey televizyonda çocukların ölümünü, halklara yapılan zulmü ibretle izledi. Savaş bitti gibi gözüküyor, oysa yeni başladı. Kimliğini kaybeden Iraklı çocuğun arayışı, kendi içindeki savaşı yeni başladı.
Kurtuluş savaşı öncesi durumu hatırlamayan yoktur. O zaman da bu zaman da gelişmemiş toplumda değişmeyen tek şey güce itaat etmek. Kulaklarımda hep aynı çınlama, birileri bağırıyor "Padişahım Çok Yaşa" içimde kişiliği gelişmiş topluma duyduğum özlem artıyor, yeniden, yeniden yazıyorum.